Aile içinde var bir ‘iletişimsizlik’

UĞBA MEZARARKALI
Sayı: 188 | 1 Eylül 2011

Mesela çocuk, anne ya da babasının neye izin verip neye vermeyeceğini bildiği için bu tutarsızlığı kullanıp boşluğu kendince doldurabiliyor. Bu sebeple ebeveynin mutlaka tutarlı olması gerekiyor. Örneğin ebeveynlerin çocuğa karşı disiplin noktasında çerçeveler çizip tutarlı davranması oldukça elzem.Aile bireylerinin yoğun iş hayatı ve ekonomik yetersizlikler de aile içi iletişimsizliğe kapı aralayabiliyor. Psikolog Yasemin Eyüpoğlu, aile içi iletişimi kuvvetlendirmek için, rahatlatıcı imkânların devlet tarafından sağlanması gerektiğine inanıyor. Örneğin çalışan ebeveynler için çalışma saatlerinin düşürülmesi, ailece değerlendirilebilecek mekânların arttırılması, çocuk yardım parası desteği gibi maddi yardımlar, aileler üzerindeki baskıyı azaltabilir. Daha önceden gündeme gelen hatta kısmen uygulanan evlilik öncesi gerçekleştirilen evliliğe hazırlık okulları mecburi hale getirilebilir. Eyüpoğlu, önemli bir noktaya daha parmak basıyor. Ruh sağlığı hizmetlerinin ‘lüks’ olmaktan çıkarılıp, devlet imkânlarıyla yani sigortalıların da kolayca faydalanabileceği, ulaşılabileceği hizmet sınıfına girmesinin önemine dikkat çekiyor. t.mezararkali@zaman.com.tr

80’lerde açık hava sinemasında yıldızlar altında büyük bir keyifle izlenir hayatın içinden karelerin yer aldığı filmler. Baş rollerinde Adile Naşit ve Münir Özkul’un rol aldığı ‘Neşeli Günler’ filmi de henüz renkli televizyonlar evlerimize misafir olmamışken çekilir. Bazı sahnelerinde yeri gelir hüzne boğuluruz; yeri gelir tutamayız kahkahalarımızı. Yıllar geçmesine rağmen izlerken her karede insan kendinden, aile hayatından bir şeyler bulur hâlâ. Film, çiftin turşu suyu yüzünden yaptığı hararetli kavgayla başlar. Sonrasında kavga, patırtı ve ayrılık… Çocukların üçü annede, diğer üçü de babada kalır. Gel zaman git zaman çocuklar büyür, yolları bir yerlerde kesişir. Çocukları boşanmalarının sebebini sorunca da çift hatırlayamaz bile. Aslında mesele çok basittir anlık ve yersiz kızgınlıklar, biriken sorunlar sıcağı sıcağına halledilmeyince de ayrılık kaçınılmaz olur. Bizi güldürürken düşündüren film, gerçek hayattan bir kesittir aslında. Elbette her yuvada sıkıntılar, tartışmalar, anlaşmazlıklar yaşanır. Ancak sorunlar konuşulup tartışılmayınca hasır altı edilir ve hiç beklenmedik bir anda karşımıza çıkıverir. Bunların içinde belki de en önemlisi ‘aile içi iletişimsizlik’. Zaman zaman eşler arasında, ebeveynle çocuk, kayınvalide ve gelin-damat arasında da sorunlar yaşanabiliyor. Peki, meseleler büyüyüp devleşmeden ne gibi önlemler alabiliriz?

Toplumumuzda karşılaştığımız en büyük sorunlardan biridir ‘iletişimsizlik’. Problemler başarılı bir iletişimle çözülebilecekken birbirini dinlemeyip yargılama onları daha da çözümsüz hale getirebiliyor. Hiç sebep yokken aile içindeki ufacık sıkıntılar dağ gibi büyüyebiliyor. Çocuklarını dinlediğini ve tanıdığını söyleyen anne-babalar bile bazen bu çıkmaza düşebiliyor. Tarafların birbirini anlayamaması sağlıklı iletişimin olmadığı anlamına gelir ki bu da krizlere, sorunlara kapı aralıyor. Sağlıklı bir diyaloğun olmadığı ortamda olaylar adeta problemler yumağına dönüşüyor. Öyle ki iş boşanmaya kadar varabiliyor.

Aile danışmanı Fatih Yılmaz’a göre teorik olarak iletişimsizlik mümkün değil. İki kişi aynı anda susuyorsa bu bile bir iletişimdir aslında. Duygusal paylaşımın önemine dikkat çeken Yılmaz, kişinin duygu ve düşüncelerini karşı tarafa aktarmasının önemine değiniyor: “Duyguların aktarılması oldukça önemlidir. Ailenin işlerliğinin sorunsuz bir şekilde devamı için iletişim önceliklidir. Araştırmalar da gösteriyor ki iletişimin olmadığı ya da kötü olduğu ailelerde boşanma oranları daha fazla. Özellikle de bu ailelerin çocuklarında davranış bozukluğu daha fazla görülüyor.”

Yılmaz, danışanlarında gözlemlediği en büyük problemin ‘algı farklılığı’ olduğunu anlatıyor. Örneğin ortada bir problem var. Herkes olaya kendi penceresinden bakıyor. Olay çiftler arasında farklı yorumlanabiliyor. Mesela eve bir şey alınacak, ancak eşlerden biri ekonomik sebeplerden dolayı buna itiraz ediyor. Karşı taraf da “Benim ihtiyaçlarımı karşılamıyorsun, beni sevmediğin için almıyorsun.” diyebiliyor. Ortada bir problem var fakat birden fazla da algı var. Problem irdelediğinde gerçek sebep bu da olmayabiliyor. Bir anlamda aile danışmanları, çiftlerin göremediği kör noktaları göstermeye çalışıyor.

Zira ilişkilerde kazan-kaybet yoktur. Bir taraf kazanırken diğer tarafın kaybetmesi söz konusu değildir. Ya kazan-kazan ya da kaybet-kaybet vardır. İletişim aileyi bir arada tutan harç gibidir. O olmasa dağınıklık toparlanamayabilir ve sağlıklı bir iletişimden söz edilemez. Bundan dolayı aileyi bir arada tutup işlerliğini sağlayan dört-beş faktörden biridir aile içi iletişim.

Elbette ki aile içinde sorun hâsıl olunca büyükler de evliliğin gidişatı ve iyiliği için ilişkiye müdahale edebiliyor. Tecrübelerini paylaşıp yol göstererek yapıcı etkide bulunabiliyor. Ancak kayınvalide-kayınpeder eşlerden birini kollayıp diğerini ötekileştirdiği anda sorun da kaçınılmaz oluyor. Ne kadar yapıcı olunsa da zaman zaman “senin annen, senin baban” ifadeleri aileyi ayrışmalara sürükleyebiliyor. Bundan dolayı iletişim kurarken “ben” dilini kullanmak oldukça önemli. Özellikle de etkili iletişimde göz ardı edilmemesi gereken şey duyguların tarafsızca ifade edilebilmesi.

Nişanlılık dönemi evlilik kurumunun geleceğini de belirliyor bir anlamda. Amacı iki kişinin birbirini tanıması ve anlaması. Dolayısıyla bu süreçte ciddi problemler varsa geri adım atılmasında yarar var. Yoksa bu durum, bile bile lades demek anlamına geliyor. Öncelikle her iki tarafın ihtiyaçlarını ve beklentilerini iyice tartıp ölçmesi gerekiyor. İyi bir iletişim de bunları görmeye olanak sağlıyor. Eğer bu dönemde anlaşmazlıklar rahatlıkla çözülebilirse gelecek için adım atmak mümkün. Aksi durumda vazgeçmek belki de daha hayırlı.

“Gencim, kimse beni anlamıyor!”

Gençlik dönemi, bireyler için çok önemli yılları kapsar. Çünkü ileride şekillenecek tüm ruhsal ve psikolojik sorunlar bu yıllarda başlar ya da ortaya çıkar. Ergenlik dönemi, gencin yeni arayışlar içinde olduğu bir çağdır. Uzmanlar özellikle iletişim sorununun olduğu ailelerde çocukların duygu ve düşüncelerini aktarmada problemler yaşayacağını söylüyor. Çünkü çocuklar model olarak iletişimi anne-babasından öğrenir. Ebevyeninden gördüğü hatalı davranışları ileriki yaşlarda kendi evliliğine de taşır. Peki, gençlerle daha iyi iletişim kurabilmek için onları nasıl dinlemeliyiz? Öncelikle ebeveynler çocuklarının gelişim evrelerini öğrenmeli. Çünkü çocuğun gelişim seviyeleri bilinmediğinde sağlıksız sonuçlar elde edilebiliyor. Bu konuda seminerler verdiğini söyleyen psikolog Yılmaz, da ebeveynle çocuk arasında en sık karşılaşılan sorunlara değiniyor. En büyük problem, çiftlerin çocuklarına karşı tutarsız davranışlar göstermesi. Bir olay karşısında anne-baba çocuğuna karşı aynı tepkiyi vermezse bu büyük bir sıkıntı oluşturuyor. 

Mesela çocuk, anne ya da babasının neye izin verip neye vermeyeceğini bildiği için bu tutarsızlığı kullanıp boşluğu kendince doldurabiliyor. Bu sebeple ebeveynin mutlaka tutarlı olması gerekiyor. Örneğin ebeveynlerin çocuğa karşı disiplin noktasında çerçeveler çizip tutarlı davranması oldukça elzem.

Aile bireylerinin yoğun iş hayatı ve ekonomik yetersizlikler de aile içi iletişimsizliğe kapı aralayabiliyor. Psikolog Yasemin Eyüpoğlu, aile içi iletişimi kuvvetlendirmek için, rahatlatıcı imkânların devlet tarafından sağlanması gerektiğine inanıyor. Örneğin çalışan ebeveynler için çalışma saatlerinin düşürülmesi, ailece değerlendirilebilecek mekânların arttırılması, çocuk yardım parası desteği gibi maddi yardımlar, aileler üzerindeki baskıyı azaltabilir. Daha önceden gündeme gelen hatta kısmen uygulanan evlilik öncesi gerçekleştirilen evliliğe hazırlık okulları mecburi hale getirilebilir. Eyüpoğlu, önemli bir noktaya daha parmak basıyor. Ruh sağlığı hizmetlerinin ‘lüks’ olmaktan çıkarılıp, devlet imkânlarıyla yani sigortalıların da kolayca faydalanabileceği, ulaşılabileceği hizmet sınıfına girmesinin önemine dikkat çekiyor. t.mezararkali@zaman.com.tr