Ali Ulvi Kurucu: Yarım asır Peygamber ikliminde geçen ömür

CIHAN YENILMEZ
Sayı: 186 | 11 Ekim 2012

Rûhum Sana âşık, Sana hayrandır Efendim,Bir ben değil, âlem Sana kurbandır Efendim.Mahşerde nebîler bile Senden medet ister,Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim.

Rûhum Sana âşık, Sana hayrandır Efendim,

Bir ben değil, âlem Sana kurbandır Efendim.

Mahşerde nebîler bile Senden medet ister,

Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim.

Tâ Arşa çıkar her gece âşıkların âhı,

Medheyleyen ahlâkını Kur’an’dır Efendim.

Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,

Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.

Bu mısralar gittiği yerlere Ravza-i Tâhire’den soluklar taşıyan şair-yazar Ali Ulvi Kurucu’ya ait. Konya, Mısır ve nihayetinde Peygamber gölgesinde geçen yarım asırlık hayatıyla ruh ve gönül dünyamıza önemli kazanımları olan bir değer Kurucu. Biz de aşkın kaynağı olarak gördüğü Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) duyduğu sevgiyi, yazdığı şiir ve nesirlerle bizlere ulaştıran Ali Ulvi Kurucu’yu yakından tanımak istedik.

Konya’nın Sakyatan köyünde 1922 yılında doğar Kurucu. Konya’nın ilim, irfan ve hizmet önderlerinden Hacı Veyis Efendi’nin torunu, Medine’de vefat eden Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) âşığı İbrahim Efendi’nin oğludur. Türkiye’de imam hatip okullarının açılmasına öncülük eden Konya’nın manevî büyüklerinden Mustafa Kurucu Efendi’ninse yeğenidir. Babaannesinin arzusuyla ismi Ali olur. Şiirlerinde mahlas olarak kullandığı Ulvi’yi daha sonra kendi ekler. Sebebini de “Bu kelimeyi çok seviyordum, on beş yaşlarındayken sürekli önünden geçtiğim bir züccaciye dükkânının ismiydi.” diyerek açıklar.

Dedesinin duasının bir tecellisi olarak erken yaşlarda hafız olur. İlk ve ortaöğrenimini doğduğu şehirde tamamlar. Bir yandan da Arapça öğrenir. Ancak devir Türkiye’nin zorlu dönemleridir. Minarelerin ezana hasret kaldığı, Kur’an’ın sakıncalı kitap haline geldiği, dine hizmet edenlerin soluğu hapishanelerde aldığı yıllardır. Devrin baskılarından bunalan babası İbrahim Bey, 1939’da Medine’ye göç etmeye karar verir. Ali Ulvi Kurucu ise Medine yerine, Mısır’a giderek El-Ezher’de okumaya başlar. Böylece Kurucu, Camiü’l Ezher’de Türk öğrencilerin kaldığı Revak-ül’ Etrak’ta İslâm dünyasının önemli âlimleri ile irfan meclislerinde bir araya gelme imkânı bulur. Onun ruh dünyasını şekillendiren büyük âlimler arasında Tokatlı Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Düzceli Zahid El-Kevseri, Yozgatlı Mehmed İhsan Efendi ve şair İbrahim Sadri gibi isimler vardır.

Kurucu’nun altı senelik Mısır’daki tahsil hayatı babasının 1945’teki âni vefatı sebebiyle yarıda kalır. Medine’ye ailesinin yanına gider. Ancak ilim tahsilini bir ömür boyu sürdürür. Medine’ye uzun müddet Evkaf Dairesi’nin inşaat ve sicillat emini olarak çalışır. 1953’ten 1975’e kadar Sultan Mahmud’un yaptırdığı Mahmudiye Kütüphanesi’nde, daha sonra da 1985’te emekli olana kadar Şeyhülislâm Arif Hikmet Kütüphanesi’nde çalışır. Ecdad yâdigârı on binlerce kıymetli eser elinden geçer.

‘MEDİNE HER MÜSLÜMAN’IN AŞK KAYNAĞI’

Medine-i Münevvere, Ali Ulvi Kurucu için büyük anlamlar taşır. Bu mübarek şehri “Medine öyle bir beldedir ki, her Müslüman’ın gönlünde yaşayan, bir buhurdan gibi ruhunda tüten aşk kaynağıdır.” sözleriyle tarif eder. Bu aşk kaynağına koşan Müslümanları da evinde ağırlamaktan büyük haz duyar. Hac ve umre için Medine’ye gelen dünyanın dört bir yanındaki ilim adamlarını misafir eder.

Her yıl sayıları katlanan hacıları büyük bir mutlulukla izler. Ancak en büyük mutluluğu 1946’da yıllar sonra ilk kez kutsal vazife için mukaddes beldelere koşan Türkiyeli hacıları gördüğünde yaşar. Kızı Sare Kurucu, babasının Medine’de Türkiye’nin elçisi gibi çalıştığını anlatıyor. Çocukluğundan beri evlerinin her gün dolup taştığını belirten Sare Hanım, “Babam, hacca gelen her Türk vatandaşından kendini mesul kabul eder, sağ-salim dinî farizalarını yerine getirmeleri için elinden geleni yapardı. Mutlaka evimizde ağırlamak ister, misafir ederdi.” diyor.

Acı hatıraları da olur Ali Ulvi Kurucu’nun. Onlardan birini hüzünle şöyle anlatır: “Ravza-i Mutahhara’da Sultan Abdülhamid’in bastırdığı taş baskısı, büyük hacimli Kur’an-ı Kerim’ler vardı. Dolaplarda durur, gelenlere verilir, okunduktan sonra da yine dolaplara konurdu. Ravza Şeyhi Arnavut asıllı Mühürcü Şıh Osman bir gün yanıma geldi, ‘Ali Ulvi Bey Türklerde ne çok hafız var yahu!’ dedi. ‘Hayırdır inşaallah?’ dedim. ‘Bazıları alıyor Kur’an’ı da, bazıları teşekkür edip ezberinden okuyorlar.’ dedi. Ben de gaflete gelip ‘Onlar bilmezler okumayı!’ demeyeyim mi? Efendi bir ağladı, fenalaştı, düştü kaldı. Hastaneye kaldırdık. İyileştiğinde ‘Kalbim durmadığına hayret ediyorum, çok acı geldi bana. Nasıl olur yahu, Kur’an’ı en güzel yazan bir milletin çocukları okumayı bile bilmez! Ali Ulvi Bey ben mahvoldum yahu!’ dedi.”

Kurucu, Risale-i Nur Külliyatı’nda yer alan ve Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatını anlatan ‘Tarihçe-i Hayat’ adlı esere önsöz yazmasıyla da dikkat çeken bir isim. 1957 yılında Bediüzzaman’ın talebeleri tarafından hazırlanan Tarihçe-i Hayat’a Kurucu’dan önsöz yazması istenir. O da Medine’de yazdığı önsözü mektupla gönderir. Yazısı kendisine ulaştığında Üstad’ın tavrını talebeleri anlatıyor: “Kendi yazılarını bile bir defa okutur, dinler, bazı kelimelerini değiştirirdi. Yazdığı önsözü üç defa okuttu, hiçbir kelimesine dokunmadan şöyle dedi; “Bu bir iltifat-ı Muhammedîyedir, aynen basılsın.” Kurucu’nun yazısı Üstad’ın isteğiyle “Medine-i Münevvere’de bulunan mühim bir âlim tarafından yazılmıştır.” şeklinde not düşülerek kitaba alınır.

Ali Ulvi Kurucu, yıllardır vatan hasreti çekse de Türkiye’yi yakından takip etmeyi ihmal etmez. Yılın belli bir dönemini Türkiye’de geçirir. Yaşanan sıkıntıları vicdanında duyar, güzellikleri ise takdirle karşılar. Türkiye’den kendisini ziyarete gelen imanlı nesilleri gördükçe “Sizler benim kabul olmuş duamsınız.” diyerek bağrına basar onları.

Bu büyük İslâm âlimi 3 Şubat 2002’de geçirdiği kalp krizi sonucu Medine’de vefat eder. Ve nice sahabenin metfun bulunduğu Cennetü-l Baki mezarlığına defnedilir. Dile kolay tam 50 yılını milyarlarca Müslüman’ın gönlünde tüten bir beldede geçirdi Ali Ulvi Kurucu. Ama o beldede bulunmanın hakkını da verdi. Gittiği her diyara Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) aşkını götürmesini bildi. Yazdığı ve kimisi bestelenen nice şiirleriyle o aşkı insanlığa sunmaya da devam ediyor. c.yenilmez@zaman.com.tr