Kâbe komşusu Ebû Kubeys

AHMET DOĞRU
Sayı: 157 | 22 Kasım 2012

Kâbe’nin komşuluğuyla şereflenen Ebû Kubeys Dağı, Hazreti İbrahim’in insanları hacca daveti, şakku’l-kamer mucizesi gibi önemli hadiselere şahitlik etti. 1980’lerin ikinci yarısına kadar asli görüntüsünü muhafaza eden Ebû Kubeys Dağı’nın olduğu yerde günümüzde Kral Sarayı yer alıyor.

Hazreti İbrahim (as), Kâbe’nin temellerini yükselttikten sonra kıyamete kadar gelecek insanlığı hacca davet etmekle emrolunur. Bir rivayete göre Ebû Kubeys Dağı’na, bir diğer rivayete göreyse Makam-ı İbrahim denilen taşın üzerine çıkarak seslenir. Bu hadise Kur’an-ı Kerim’de Hac Sûresi’nin 26-29. âyetlerinde şöyle anlatılmaktadır: “Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler. Ta ki kendilerine ait birtakım yararları yakînen görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini ansınlar. Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin. Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Kâbe’yi tavaf etsinler.” İbrahim aleyhisselâm, Kâbe’yi inşa ederken köşesine tavafa başlama işareti olarak koyduğu Hacerü’lesved’i de bu dağdan almıştır. Hacerü’lesved, Nuh tufanından sonra Ebû Kubeys Dağı’na indirilmişti. Ebû Kubeys’e, asıl yerine yerleşene kadar Hacerü’lesved’i koruduğundan ‘Cebelü’l-Emin’ de derler.

Aradan asırlar geçer. Bu kez Halilullah’ın neslinden alnı pak, gönlü duru bir sima aynı dağın üzerine çıkar; Kureyş’in ulusu Abdülmuttalip. Omuzuna yerin-göğün hürmetine yaratıldığı torununu almıştır. Kuraklıktan kırılma raddesine gelen Mekke halkının ricasıyla yağmur duası yapmak üzere tırmanmıştır Ebû Kubeys’e. Abdülmuttalip dua eder, bulutlardan bardaktan boşanırcasına bereket iner ‘şehirlerin anası’ Mekke’nin üzerine.

Nihayet dedesinin omzunda tepeye tırmanan Muhammedü’l-Emin (aleyhissalâtü vesselâm), otuz beş yaşına ulaşmıştır. Kureyşliler, duvarları çökmeye yüz tutan Kâbe’yi yeniden inşa etmek isterler. Bu maksatla eski bina yıkılır. Üzeri yazılı birtakım taşlar bulunur. Bu taşlardan Rükün’de bulunanın üzerinde Süryanice ibareler vardır. Yemen’den gelen bir Yahudi âlimi yazıyı okur. Taş üzerinde şu ibare kayıtlıdır: “Ben, Bekke’nin (Mekke) sahibi olan Allah’ım. Onu, göklerle yeri yarattığım, güneş ve aya şekil verdiğim gün yarattım. Onu masum yedi melek ile de kuşattım. Mekke’nin iki dağı (Ebû Kubeys ile Kuaykıan) ortadan kalkmadıkça o da ortadan kalkmaz. Bekke ahalisine su ve süt bereketli kılınmıştır.” O gün bu yazıya şahit olanlar muhtemelen düşünmüşlerdir, iki koca dağ nasıl ortadan kalkacak diye.

Şanlı Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), kırk yaşına geldiğinde İslam’ı tebliğe başlar. Kavminin çoğu hakikate gözünü yumar, kulağını tıkar ve O’na “Gökteki ayı iki parçaya ayırırsan inanırız derler.” Efendimiz bunun üzerine parmağıyla işaret eder ve o anda ay ikiye ayrılır, bir parçası dağın bir tarafına, diğer parçası öbür tarafına gider (Şakku’l-Kamer olayı). Küfür damarı kuvvetli olanlar “Sihir yaptı.” derler, yine yüz çevirirler. Ebû Kubeys, bu hadiseye de şahitlik eder.

Allah Resûlü, tebliğ için gittiği Taif’ten üzgün bir şekilde dönerken de bir melek vazifeli olarak gelir ve Ebû Kubeys ile Kuaykıan dağlarını göstererek, “İstersen bu iki dağı Mekkelilerin üzerinde birleştireyim.” der. Âlemlere Rahmet Olan (sallallahu aleyhi ve sellem), “Hayır, ben Allah’ın bu müşriklerin soyundan yalnız O’na kulluk eden ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmayan kimseler çıkarmasını isterim.” buyururlar. Ve Allah, Resûlü üzerine vaadini tamamlar. Nebiy-yi Ekrem Efendimiz, hicret ettiği Mekke’ye apaçık bir fetih ile döner. Bu kez Rabah oğlu Bilal çıkar Ebû Kubeys üzerine. Ezan okur. Tevhidi dalga dalga ilan eder kâinata.

Hatıralarla dolu bir dağ

Günümüzde üzerinde Kral Sarayı’nın (Devlet Konukevi) bulunduğu ve büyük ölçüde tıraşlanmış olan Ebû Kubeys Dağı, 1980’lerin ikinci yarısına kadar asli görüntüsünü muhafaza etmekteydi. Eteklerinde evler yer alan dağın üst tarafında, Hazreti İbrahim’in insanları hacca davetinin hatırasını taşıyan İbrahim Mescidi bulunmaktaydı. Mescid-i İbrahim’e halk arasında Bilâl-i Habeşi Mescidi de denilmekteydi. İbrahimü’l-Kays isminde bir zat tarafından minaresiz olarak yaptırılan mescide, hicrî 1277 yılında Hindistan ricalinden biri tarafından iki minare ilave edilmişti. Mescidin mihrabının bulunduğu yerin Hazret-i Bilâl’ın (ra) ezan okuduğu mevki olduğu, karşısında bulunan hücrenin ise Kâbe’ye yerleştirilmeden önce Hacerü’lesved’in muhfaza edildiği mekânı gösterdiği rivayet edilmekteydi.

Ebû Kubeys Dağı’nda ayrıca ‘şakku’l-kamer’ (ayın ikiye bölünmesi) mucizesinin hatırasını taşıyan Şakku’l-Kamer Mescidi de bulunmaktaydı. Yine Adem Aleyhisselam ile oğlu Şit Aleyhisselam’ın da İslamiyet öncesi insanların mukaddes bilip inzivaya çekildikleri bu dağa defnedildiği rivayet edilmekteydi. Denizden yüksekliği 420, yerden yüksekliği 120 metre olan Ebu Kubeys’te Cüneyd-i Bağdâdî, İbrahim Edhem, Alâaddin Attar gibi kibâr-ı ehlullahın çilehaneleri olan bir mekân da bulunmaktaydı. a.dogru@zaman.com.tr