Allah'ın kılıcı Halid Bin Velid

M.SEFA EKUKLU
Sayı: 186 | 11 Nisan 2013

Halid bin Velid, İslam dünyasının en önemli komutanlarından biridir. Cepheden cepheye koşar, Mute'de, Huneyn'de, Taif'te destanlar yazar. Devrin en büyük devletleri Bizans ve Sasani'yi dize getirir. Böylece, Peygamber Efendimiz'den (sallallahu aleyhi ve sellem) aldığı 'Seyfullah', yani 'Allah'ın Kılıcı' unvanının hakkını verir.

Günün ilerleyen vaktinde Halid bin Velid’in kapısı çalar. Kardeşi Velid’den bir mektup gelmiştir. Halid bin Velid, heyecanla okumaya başlar mektubu. Velid bin Velid mektubunda, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) “Halid nerede? Onun gibi akıllı bir insan nasıl olur da müşriklerin arasında kalır!..” diye sorduğunu aktarır. Bu söz Hz. Halid’i heyecanlandırır. Kararını verir. Medine’ye gidip iman edecektir. Hemen yola çıkar. Yolda yanına Amr bin As da katılır. Birlikle İki Cihan Serveri’nin huzuruna varırlar. Diz çöker Allah’ın Kılıcı. “Ya Resûlallah!” der, “Kılıcım Senindir bundan sonra…”

Hayatı boyunca kılıcını İslam’a adayan Hz. Halid, Mekke’de dünyaya gelir. Çocuk yaşlarından itibaren askeri eğitim görmeye başlar. Öyle ki kısa bir süre içerisinde Arap dünyasının en iyi askerlerinden biri olarak namı yayılır.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvvetini ilan ettikten sonra Hz. Halid, bu yeni çağrıya mesafeli yaklaşır. Müşriklerin, Müslümanlarla yaptığı ilk savaş olan Bedir’e katılmaz. Ancak Uhud’da müşrik cephesinde yer alır. Bir yandan Müslümanlara karşı mücadele verir, diğer yandan da içi buruktur. Çünkü Peygamber ordusunda akrabaları da vardır. Savaşın başında Müslümanların üstün gelmeleri ile okçular konumlarını terk edince, Halid bin Velid fırsatı değerlendirip Müslüman ordularını emrindeki süvariler ile arkadan sıkıştırır. Böylece savaşın seyrini değiştirir. Mekkelileri hezimetten kurtarır.

Uhud’dan sonra Hendek Savaşı’nda son kez Müslümanlara karşı savaşır. Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra ise daha önceden Müslüman olan kardeşi Velid aracılığı ile Müslüman saflarına katılır. Askerî dehasını İslam için kullanmaya başlar. İlk sınavını Mute Savaşı’nda verir. Mute, Müslümanların dünya sahnesinde ön plana çıktıkları bir savaş olma özelliği taşır. O devirde, dünyanın iki süper gücünden biri olan Bizans İmparatorluğu, Hz. Peygamber’in İslam’ı tebliğ için gönderdiği elçiyi şehit eder. Bunun üzerine üç bin kişilik İslam ordusu Bizans’ın üzerine yürür. Savaşı komuta eden üç sahabe şehit olunca, komutayı Halid bin Velid devralır. Askerî dehasıyla bu savaşın kazanılmasında büyük rol oynar. Bu çetin savaşta, tam dokuz kılıç un ufak olur Halid’in elinde. İslam cephesi kesin bir zafer kazanır. Mute, Halid için ayrı bir galibiyet demektir. Çünkü bu savaştan sonra, Efendimiz’den ‘Seyfullah’, yani ‘Allah’ın Kılıcı’ unvanını alır.

Hz. Halid, Mute’den sonra, Peygamber Efendimiz’in en önemli komutanlarından biri olur. Huneyn’de, Taif’te destanlar yazmaya devam eder. Hizmetlerine Peygamber Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra da devam eder. Hz. Ebu Bekir döneminde büyük bir sorun haline gelen yalancı peygamberlerle mücadele eder. Cepheden cepheye koşar.

Hz. Halid, adeta hayatını kılıç sesleri arasında geçirir. Bu kılıç seslerini en şiddetli duyduğu savaşlardan biri de Firaz Savaşı’dır. Harp, Irak’ın Mezopotamya bölgesinde yapılan ve Halid bin Velid’in komuta ettiği en büyük mücadelelerden biri. Çünkü bu muharebede, İslam ordularının karşısında, Bizans’ın yanı sıra devrin en güçlü devletlerinden biri olan Sasaniler ve Hıristiyan Araplar da bulunur. Ve Allah’ın Kılıcı, yine askerî dehasını ortaya koyarak büyük bir zafere imza atar. Büyük Komutan, bu savaşa hazırlanırken Sasanilere gönderdiği mektupta muvaffakiyetinin sırrını şu sözlerle açıklar: “Sizin dünyayı sevdiğiniz kadar ahireti seven bir ordu ile üzerinize geliyorum.”

Hz. Ömer döneminde İslam orduları Bizans İmparatorluğu’yla Suriye–Ürdün sınırında bulunan Yermuk’ta bir kez daha karşı karşıya gelir. Yine Hz. Halid’in kabiliyetiyle, Yermuk’ta eşine az rastlanır bir zafer kazanılır. Ancak harp sırasında Hz. Ömer, Halid bin Velid’i kumandanlıktan azleder.

Hz. Halid, bundan dolayı içinde en ufak bir burukluk duymaz. Daha önce komutanı olduğu Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın emri altındadır ve sade bir nefer olarak cephelerde destan yazmaya devam eder. Hz. Ömer, daha sonra Halid ile karşı karşıya geldiğinde onu azletmesinin sebebini açıklar: “Ya Halid, Allah biliyor ki seni çok seviyorum. Ancak halk, kazanılan zaferleri senin şahsından biliyordu. Ve ben biliyorum ki bize bu zaferleri nasip eden Allah’tır. Şirk endişesiyle seni görevden aldım.”

Bâtılı kavurmak üzere doğan güneş, vazifesini tamamlar ve artık gurûb etmeye başlar. Ömrünü savaş meydanlarında, kılıç sesleri altında geçiren Halid bin Velid, hasta düşer. Bu kahraman komutan son nefesini yatakta vermek istemez. Yanındakilerin yardımıyla doğrulur. Tarihe mal olan şu sözler dökülür dudaklarından: “Hayatımı savaş meydanlarında geçirdim. Vücudumda yara almayan para kadar yer yoktur. Ama ne yazık ki şu an bir deve gibi yatağımda ölüyorum.” Evet, ‘Seyfullah’ lâkabına mazhar olan büyük sahabi, bu sözlerden sonra canını teslim eder. Arkasında ise bir at, bir de kılıcını bırakır.

Vefatına şahit olan arkadaşı Aşere-i Mübeşşere’den Said İbn Zeyd, Halid’in hayatına hatimeyi koyar: “Herkesin öveceği bir insan olarak yaşadı, yeri doldurulamayan bir yitik olarak gitti.” s.ekuklu@radyocihan.com