Bir ziyaret bin edep

SEVIM ŞENTÜRK
Sayı: 157 | 16 Mayıs 2013

Peygamber Efendimiz’in eşyalarına gösterilen hürmetin manevî olduğu kadar tarihî bir yönü de var. 

Sakal-ı Şerif, Hırka-i Şerif, Hırka-i Saadet, Sancak-ı Şerif... Peygamber Efedimiz’i anlatan ne varsa, hepsi müminler için ayrı bir önemi haiz. O’ndan (sallallahu aleyhi ve sellem) bir parçaya dokunmak, O’nu görmek gibi geliyor insana. Bu sebeple, Sakal-ı Şerif yahut Hırka-i Şerif mübarek aylarda ziyarete açılıyor. Heyecanla beklenen bu günlerde, kutsal emanetlerin gösterildiği camiler ve mekanlar hınca hınç doluyor. Günümüzde durum böyle. Peki ya geçmişte ziyaretler nasıl gerçekleşiyordu? Dilerseniz, bizdeki ziyaret adabının da oluşmasını sağlayan o günlere hep beraber gidelim.

İslam âleminin, Efendimiz’in kullandığı eşyalara karşı duyarlılığı bugün Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen Hırka-i Saadet’in İstanbul’a gelmesiyle başlıyor. Hırka-i Saadet, Nebi’nin Kab Bin Zübeyr’e hediye ettiği hırkası. Hikâyesi şöyle: Mekke’nin ünlü şairi Ka’b bin Zübeyr, Hz. Peygamber’in huzur-u saadetine gelir ve tövbe eder. Ardından da şehadet edip Müslüman olur. O an, üzerine yeni bir güneşin doğduğunu hisseden Ka’b ruhunu kaptırdığı atmosfere karşı koyamaz, olanca samimiyetiyle Allah Resûlü’ne gönlünden geçen bir kaside  okur. Peygamber Efendimiz, Ka’b’ın kasidesinden çok etkilenir. Duygularını ise sırtındaki hırkasını ona giydirerek belli eder. O gün Kab’a emanet edilen hırka, daha sonra Emevi Halifesi Hz. Muaviye tarafından satın alınır ve halifeliğin nişanı olur. Mısır’ın fethi ile Hırka-i Saadet, diğer mukaddes emanetlerle birlikte Yavuz Sultan Selim Han tarafından İstanbul’a getirilir. Yavuz, Allah Resûlü’nün hırkasına öyle hürmet gösterir ki onu sarayın en has odasında, 15 kat ipek kumaşların içinde saklar. Hırka-i Saadet’in bulunduğu alanda 40 hafızın 24 saat boyunca Kur’an okumasını sağlar. Herkesin dünya gözüyle bir kere de olsa görmek istediği Hırka-i Saadet o yıl Ramazan ayında ziyarete açılır. Bugün bile etkisi süren ve Efendimiz’e saygının bir emaresi olarak görülen ziyaretler böylece başlar. Hem de aklımızın sınırlarını zorlayacak incelikte hazırlıklarla...

Hırka-i Saadet ziyaretine buhur suyu ile davet

Başladığı günden Cumhuriyet’in ilanına kadar sürgelen Hırka-i Saadet ziyareti hazırlıkları günler öncesinden başlardı. Hem saray halkına hem de devletin ileri gelen sınıfına buhur suyu ile birlikte davet gönderilirdi. Buhur suyu, o zamanlar Hırka-i Saadet ziyareti davetiyesi olarak görülürdü. Bizzat padişah tarafından   yapım aşaması takip edilen suya ayrı ihtimam gösterilirdi. Pek bir zahmetli ve bir o kadar da masraflı olan buhur suyunun dağıtılmasından sonra Ramazan’ın 14. günü Hırka-i Saadet dairesi tüm kirlerden, tozlardan arındırılırdı. Bu işlem sıradan usullerle yapılmazdı. Padişahın da kolları sıvadığı temizlik, gül suyu ile gerçekleştirilirdi. Süpürülen yerler ve duvarlar gül suyu ile silinirdi. Bu esnada has odada olmayan Allah Resûlü’nün uzun ve geniş kollu mübarek hırkası, öd ağacı ve buhurlar yakıldıktan sonra salavat-ı şeriflerle yerine konulurdu. Özel kıyafetlerin giyinilip gelindiği ziyaret günü de tıpkı bu hazırlıklar gibi bir teşrifata tabi idi.

Ramazan’ın 15. gününe girildiği gün öğle namazından iki saat önce Hırka-i Saadet, has oda vazifelileri tarafından sandukasıyla çıkartılır ve ziyarete açılırdı. Kur’an-ı Kerim okumalarının durmadan devam ettiği sırada ziyaretçiler, öğle namazını Ayasofya’da kılıp padişahın huzuruna çıkardı. Sonra sırayla Hırka-i Saadet Dairesi’ne girilirdi. Padişah, anahtarı bile  altından olan bu sandukayı açar, yeşil ipek kadifeden sim sırmalı yedi ayrı bohçaya sarılmış mübarek hırkayı açığa çıkarırdı. Bu esnada, imamlar diz çöktükleri yerde Kur’an-ı Kerim tilavetini yerine getirirdi. Hırka-i Saadet ilk olarak padişah tarafından öpülürdü. Ardından sırasıyla paddişahın işaret ettiği ziyaretçiler, edep ve saygı ile Huzur-ı Hırka’yı öpüp iki gözlerine sürerlerdi. Bu işlemin ardından, daireye altın bir leğen getirilir içi zemzem suyu ile doldurulurdu. Hep bir ağızdan okunan salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet’in etekleri bu suya temizlenmesi için batırılırdı. Sonra, aynı su küçük şişelere konur, ağızları mühürlenerek devletin ileri gelenlerine hediye edilirdi. Herkesin sahip olmak isteyeceği bu suyla devlet ileri gelenleri iftarını açar ve Resûlullah’tan şefaat isterlerdi.  Ziyaretin sona ermesiyle birlikte hırka bohçasına sarılıp altın sandukasına yerleştirilirdi.

Efendimiz’in hırkasıyla şereflenen mendil: Destimal

Hırka-i Saadet ziyaretleri, padişah ve ailesinin Topkapı Sarayı’ndan taşınmasına rağmen bitmedi. Fakat zamanla değişti. 19. yüzyıldan itibaren hırka ziyarete çıkarılmadı. Ancak mendil anlamına gelen ‘destimal’ adındaki bezler, Hırka-i Saadet’e sürülürdü. Sonra da Ramazan’ın 15’inde Saadet Dairesi’nde ziyaretçilere bu bezlerden dağıtılırdı. Padişah tarafından tevdi edilen bezlerin üzerinde şu beyitler işliydi:

 

“Hırka-i Hazret-i Fahr-i Rûsül’e

Atlas-ı çarh olamaz pay-endaz

Yüz sürüp zeyline, takbil ederek

Kıl Şef’i üeme arz-ı niyaz”

 

Mukaddes hırkaya temas ederek şereflenen destimallerden günümüze çok azı ulaşmış. Çünkü Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hırkasına değen, eşi benzeri olmayan bu hediyenin sahipleri, ondan ayrı kalmak istememiş ve gömülürken bezin kefenlerinin üzerine konulmasını vasiyet etmişler. Bu zamanla âdet haline gelmiş; destimal-i şerifi olan herkes, Emanet-i Mukaddesat’a değen hediyeyle gömülmek istemiş. Aynı kurallar dahilinde devam etmese de Hırka-i Saadet ile oluşan Efendimiz’in kutsal eşyalarına duyulan hürmet, kaynağını bahsini ettiğimiz sarayda gerçekleştirilen Ramazan ritüellerinden alıyor. s.senturk@zaman.com.tr