Seyyid Kutub ve tefsiri Fî Zılâli’l-Kur’an

YAVUZ ULUTÜRK
Sayı: 185 | 12 Kasım 2013

İslâm âleminin başındaki sıkıntılardan kurtulmasının tek yolunun Kur’an’a sarılmak olduğunu söyleyen Seyyid Kutub, ‘Fî Zılâli’l-Kur’an’ adlı tefsirinde Müslümanları Kur’an’ın gölgesine davet eder.

Seyyid Kutub, 1906'da Asyût şehrinin Mûşâ köyünde doğar. Babası Hacı İbrahim Kutub, Mısır'ın İngiliz işgalinden kurtulması için çalışan El-Hizbü'l-Vatanî'nin aktif bir üyesidir. Dinî eğitimini babasından almaya başlayan Kutub, bir yandan da medreseye devam eder. On yaşına gelmeden Kur'an-ı Kerim'i ezberler. Kutub, ilköğrenimini köyünde tamamladıktan sonra 1921'de Kahire'ye gider. Burada orta ve lise tahsilini Ezher'de bitirdikten sonra yüksek tahsilini Kahire Üniversitesi'nin Darül-ulûm fakültesinde tamamlar. 

Üniversite yıllarında çeşitli öğrenci hareketlerine katılır. Aynı yıllarda edebiyatla ilgilenmeye başlar. Öğrencilik yıllarında siyasî partilere de üye olur. 1945 yılında partilerle ilişkisine son verir.

Seyyid Kutub'un hayatına bir bütün olarak bakıldığında çok yönlü kişiliği ortaya çıkar. Düşünce ve yazı hayatının ilk döneminde daha çok edebiyatla haşir neşir olan Kutub'un 1940'lı yılların ortalarına kadar yayımladığı eserlerini genellikle şiir, hikâye, roman, dergi ve gazeteler için kaleme aldığı makale ile edebiyat eleştirileri oluşturur.

Kutub'un yazı ve düşünce hayatında ikinci dönem olarak nitelenen yıllar II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenir. Kutub, her ne kadar edebiyatla bağını koparmasa da artık yazılarında siyasi ve sosyal meselelere kayar. Yine bu dönemde başta hocası Abbas Mahmud el-Akkad olmak üzere çeşitli Mısırlı aydınlar gibi dinî konulara yönelir. 1939'da El-Muktatif adlı dergide 'Kur'an'da Fennî Tasvir' (et-Tasvirü'l-fennî fi'l-Kur'an) adlı makalesi yayımlanır. Kutub, yazısında çeşitli ayetlerden örnekler vererek Kur'an'daki sanatsal güzellikleri ve onun üstün i'cazını ortaya koyar.

Seyyid Kutub Nisan 1947'de yayına başlayan ve finansmanını bir Hıristiyanın sağladığı el-Âlem'l Arabî dergisini dört ay çıkarır. Ardından bir İhvan-ı Müslimin üyesinin finansmanı olduğu el-Fikrü'l-cedîd dergisini çıkarır. Fakat hükümet bu derginin siyasî üslubundan rahatsız olur ve dergi 1948'de kapatılır. Aynı yıl Seyyid Kutub devlet tarafından, düşüncesi değişir umuduyla, eğitim araştırmaları yapmak için bir heyetle ABD'ye gönderilir. İki yıl ABD'de kalır, Mısır'a dönerken İngiltere, İsviçre ve İtalya'yı da gezer, ülkesine geldiğinde daha sıkı bir Batı karşıtıdır.

 

Müslüman Kardeşler'e katılışı

 

Seyyid Kutub'un hayatında bir diğer dönem ABD'den geldikten sonra başlar. Kutub, bu dönemde Mısır'da başlatılan sekülerleşme faaliyetlerine karşı çıkar ve başlangıçta desteklediği Hür Subaylar'ı sert bir dille eleştirir. Ardından Müslüman Kardeşler'e (İhvan-ı Müslimîn) katılır. Fakat bu süreç onu hızla idama götürecektir. Uzun süren yargılamalarda savunduğu İslam düşüncesinden vazgeçmesi ve devletin uyguladığı sosyalizmi kabullenmesi istenir. Çok ağır işkencelere maruz kalmasına rağmen Kutub, yine de davasından vazgeçmez. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi de onun bu mücadeleci yönünü şöyle anlatır: “Kutup hayatı boyunca çok samimane mücadele etmiş. Zaten mücadele duygusunun, düşüncesinin var olduğu bir hanede neş'et etmiş. Babası öyle, annesi öyle, küçük kardeşi Muhammed Kutup öyle, kendisi de öyle. Zılâl-i Kur'an'a baktığınız zaman öyledir. Kur'an'daki edebi tefsire baktığınız zaman öyledir… el-Adaletü'l-İctimaiyye fi'l-İslam'a baktığınız zaman öyledir… İstikbal İslam İçindir adlı kitaba baktığınız zaman öyledir. Pürheyecan bir insandır. Hiç tereddüt etmeden, hep böyle ölümü göğüsler gibi gitmiştir.”

Sonunda iki arkadaşı ile birlikte idam cezasına çarptırılır Kutub. Kararın alındığı duruşmaya gördüğü işkenceler nedeniyle katılamamıştır. 29 Ağustos 1966'da idam edildi. Cenazesi bilinmeyen bir yere gömülür.

 

Fî Zılâli'l-Kur'an

 

Genç yaşta yazı hayatına başlayan Seyyid Kutub birçok kitap yayımlar. Bunların en önemlisi 'Fî Zılâli'l-Kur'an' adını verdiği tefsiridir. Kutub tefsirine el-Müslimûn dergisi için Fî Zılâli'l-Kur'an adlı makale serisi ile başlar. Kutub bu yazılarında günlük olayları Kur'an ışığında ele alır. Makaleler ilgi görünce aynı metotla Kur'an'ın her cüzünü bir cilt halinde tefsir etmeye karar verir. İki ayda bir, bir cüzü bitirmeyi planlar ve el-Müslimûn dergisinde duyurur. İlk önce dergide yayımlanan yedi makale, tefsirin ilk cüzü olarak Ekim 1952'de yayımlanır. Bu şekilde Ocak 1954'e kadar da on altı cüzün tefsiri yayımlanır. Fakat girdiği siyasî çekişmeler onu hiç rahat bırakmaz. Müslüman Kardeşler üyeleri ile tutuklanır ve 3 ay hapis yatar. Bu esnada 17. ve 18. cüzleri tamamlar. İlkinde serbest kalsa da ikinci tutuklanışında 15 yıla mahkûm edilir.

Seyyid Kutub, eserlerinin büyük kısmını 10 yıl kaldığı hapishanede kaleme alır. Fî Zılâli'l-Kur'an'ı da mahkûm olduğu yıllarda tamamlar. Fakat içine düştüğü durum onu çok etkilemiş ve fikrî bir gelişim yaşamıştır. Zor şartlar altında eserini tamamlamaya çalışan Kutub, Fî Zılâli'l-Kur'an'ın son dört cüzünü yeni bir metotla kaleme alır. 1960'da bütün cüzler tamamlanınca tefsirini, en baştan gözden geçirerek son ciltlerde uyguladığı metoda göre yeniler. 1964'te affedilerek serbest kalan Kutub, gözden geçirdiği ilk on üç cüzü bir yıl içinde yayımlar. Ancak Müslüman Kardeşler'i canlandırdığı gerekçesiyle birçok üye ile birlikte yeniden tutuklanır. Ardından da idam edildiği için Fî Zılâli'l-Kur'an'ın 14 ile 26. cüzleri arası eski haliyle kalır.

Seyyid Kutub, tefsirine 'Kur'an'ın gölgesi' anlamına gelen Fî Zılâli'l-Kur'an adını verir. Eserine bu ismi vermesinde Kur'an'ın hükümlerinin uygulanmamasından duyduğu üzüntü ve rahatsızlık etkili olur.

Pek çok eserinde çağdaş dünyanın ekonomik-sosyal problemlerine kapitalizm ve komünizm gibi sistemlerin çare üretemediğini, aksine bunların problem kaynağı olduğunu, kesin çözümün sadece İslâm'da bulunduğunu savunur. Ona göre Müslüman bir toplum sadece Allah'a kul olup hayatını O'nun hükümlerine yani Kur'an'ın ışığında düzenlemelidir. Çünkü eserinin mukaddimesinde de belirttiği üzere Kur'an'ın gölgesinde yaşamak bir nimettir.

Seyyid Kutub, içtimaî-edebî tefsir anlayışını temsil eden müfessirlerden biri olarak, Fî Zılâli'l-Kur'an'da geleneksel tefsir anlayışından farklı bir metot kullanır. Eserin ilk baskısında Kur'an'ı edebî bir üslupla açıklamaya çalışır. Ayetlerin varlık, içtimaiyat ve tekâmül konularıyla ilişkilerine işaret eder. Fakat gözden geçirerek güncellediği ikinci baskıda kendine has yorum ve açıklamaları dikkat çeker.

Kutub, ortaya çıkan ve klasik tefsir geleneğinin de göz önünde tutulduğu eserde daha çok modern hermenötik metodu kullanır. Ve doğrudan doğruya günlük hayatın problemleriyle yoğrulan yeni bir Kur'an yorumu sergiler. Prof. Dr. Bekir Karlığa, İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı 'Fî Zılâli'l-Kur'an' maddesinde, dirâyet metodunu kullanan Kutub'un edebiyatçı olmanın verdiği imkânlarla Kur'an'ın sahip olduğu zengin edebiyat materyallerini çok iyi değerlendirdiğini söyler. Karlığa, eserde rivayet metodunun da ihmal edilmediğini, bilhassa Kur'an'ın Kur'an'la tefsirine itina gösterildiğini sözlerine ekler.

Seyyid Kutub kitabında, sûreleri cümle cümle, ayet ayet veya kısa bölümler halinde değil, konu bütünlüğüne göre tefsir eder. Sûrenin tefsirinden önce asıl maksadı, adı, ayet sayısı, Mekkî veya Medenî oluşu hakkında bilgiler verir. Bazen de kısaca konusunu özetler. Gerek gördükçe de ayetler arasındaki ilişkilere değinir. y.uluturk@zaman.com.tr

 

Türkçe'de Fî Zılâli'l-Kur'an

Fî Zılâli'l-Kur'an'ın otuz cüz halinde ilk üç baskısı Seyyid Kutub hayattayken Kahire'de (1952-1959, 1959, 1965 yıllarında) yapılır. Ardından eser, sekiz ve altı ciltlik baskılar halinde yayımlanır. Kutub'un idamından sonra bütün eserleri gibi Fî Zılâli'l-Kur'an da pek çok yayınevi tarafından defalarca basılır. İngilizce, Fransızca, Farsça, Urduca gibi çeşitli dillere tercüme edilen Fî Zılâli'l-Kur'an, Türkçe'ye ilk kez Bekir Karlığa, İsmail Hakkı Şengüler ve M. Emin Saraç tarafından çevrilir. 1968-1977 yılları arasında İstanbul'da on altı cilt halinde yayımlanır. İkinci bir çeviri Salih Uçan, Vahdettin İnce ve arkadaşları tarafından 1989'dan itibaren yapılır ve on cilt olarak 1991'de İstanbul'da yayımlanır. Aynı yıl Yakup Çiçek, Ali Turgut ve arkadaşları da eseri on iki cilt olarak Türkçe'ye kazandırır.